GüncelMakaleler

DENGE AZADÎ | Keremo: “Bir Dil Yok Olursa Bir Halk Yok Olur, İzin Vermeyelim”

"Şöyle söyleyeyim bu Halepçe katliamından çok daha büyük bir katliam, Dersim katliamından, Zilan’dan daha büyük bir katliamdır. Bu ülkede tek Türkçe kelime bilmeyen anneler tek Kürtçe bilmeyen çocuklar büyüttü, büyütüyor"

Yazar  Kerem Tekoğlu’nun (Keremo) yazdığı ve 20 kitaplık bir set olan ‘Çîrokên Gulê’ (Gulê’nin Hikâyeleri) çocuk kitabı seti J&J Yayınları tarafından yayımlandı.

Kürtçe’nin Kirmanckî ve Zazakî lehçelerinin bir arada olduğu 20 kitaplık sete dair Kerem Tekoğlu ile söyleşi yaptık. Söyleşimizde, Kürtçe yazın dünyasından çıkan çocuk kitaplarına, Kürtçe ve lehçelerinin yok olmaması için yapılması gerekenlere ve daha bir çok nokta üzerine konuşma fırsatımız oldu. Kerem Tekoğlu’nun “bir dil yok olursa bir halk yok olur” vurgusu oldukça önemli bir noktada duruyor.

İlk olarak Keremo (Kerem Tekoğlu) kimdir biraz tanıyalım, yani Kürtçe  yazmaya ne zaman başladı, ne tür zorluklar yaşadı, Kürtçe ona ve o Kürtçe’ye neler kazandırdı?

Benim ilk Kürtçe yazım 20 yıl önce 16-17 yaşlarındayken -yarım yamalak Kürtçem ile- Azadi Welat gazetesinde çıktı.

Kürtçeyi tercih etmemin çok büyük bir nedeni var, birincisi bu benim ana dilim ve 100 yıllardır özellikle Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana çok ciddi bir asimilasyonla  karşı karşıya olan ve ölmek üzere olan bir dili tekrar yaşatma veya ölmesini engellemek için en azından bir damla su olmak onur vericiydi. Ve ben 98-99 yıllarında itibaren Kürtçe Tiyatro, televizyon, radyo programları, Kürtçe şiir dinletileri ve yazma konusunda çalışmalar yapmaya başladım. 11 ayrı Kürt Kültür ve Sanatı icra eden kültürel çalışmaların içerisinde, kuruluşunda yer aldım.

Kürtçe yazmanın birçok zorluğu var, sistemin asimile  ettiği, etmek istediği, öldürmek, yok etmek istediği bir dille üretim yapmaya çalışıyorsun, sanat yapmaya çalışıyorsun ya da yazmaya çalışıyorsun bu başlı başına zorlu bir olay.

Onun dışında sen diyorsun “ben bu dille bu sanatla yani bu dille yapacağın sanatla ayakta kalmaya çalışacağım” ama bu dil, bir eğitim dili değil, bu dil, bir pazar dili değil, bir ticaret dili, popülaritesi olan bir dil değil. Dolaysıyla bunların hepsi sorun yaratıyor senin önünde, çünkü senin bir dili seçmen senin hiçbir pazarının olmaması demektir. Pazarı olmayan bir dille sanat yapıyorsan, bu yaptığın çalışmanın 1-0 geriden başlaması demek oluyor. Bunların dışında sistemsel problemler var, Kürtçe seçmenin elbette birçok zorluğunu tek ben değil, kullanılan tüm alanlarda maalesef böyle bir zorluk var.

Yakın zamanda ‘Çîrokên Gulê’ Kürtçe 20 Kitaplık set çıkardınız. Kitabın girişinde “Kitaplar 0-90 yaş arası için” ifadesi dikkat çekici. Bu nasıl bir mesaj içeriyor?

Evet son yazılı çalışmam 20 kitaplık bir eğitici çocuk hikayeleri seti. Bu kitapların hepsi bana ait, kendim yazdım, teatral çalışmalarım. Yani alan çalışmaları, saha çalışmaları değil, anonim hikayeler, eserler değil ama hepsinin eğitici özellikleri var. Örneğin bu hikayelerde çocuklar; anne-babalarına saygı göstermeyi, temizliği, ekolojiyi, doğa sevgisini, ağaçları, bitkileri, yardım severliği yani dünya çocukları için olması gereken ne varsa Kürt çocukları için de aynı şeyleri içeriyor. Tamamen çocuk pedagojisine, çocuklara uygun teatral çalışmalar.

Örneğin çocuklara kitap okumayı sevdiren bir proje. Aslında ben bu projeyi hazırlarken yaklaşık 5 yıldır yürüttüğüm bu süreçte birçok Kürt kurumu, kuruluşu onun dışında Avrupa’da Türkiye’de birçok kapıyı çaldım. Aslında benim şöyle bir amacım vardı; ben bu kitaplardan binlercesini  yayımlayıp büyük kentlerde Adana, Mersin, Bursa İstanbul, Ankara, İzmir gibi kentlerde çok büyük bir Kürt kitlesi yaşıyor, Kürtçe bu kentlerde ölmek üzere.

Ve benim amacım bu kentlerde bu kitapları bedava Kürt çocuklarına ulaştırmaktı. O nedenle Avrupa’da birçok yerde birçok kapı çaldım. Ama maalesef ben bu imkanlara sahip olamadım, bu kitapları basacak o bütçeye ulaşamadım. Ama son dönemde pandemi ile birlikte neredeyse umudum gitti, yok oldu. Ben bu sefer kendi imkanlarımla yayınlayıp bir şekilde bir miras bırakma, benden sonra gelecek çocuklara miras bırakma hissiyatı oluştu.

Dijital medyada Netû Tv isminde bir kanal var onlar, 3-5 arkadaşın sağ olsun ufak tefek bir katkısı oldu. Ama ben bu kitapları kendi imkanlarımla yayımladım. Bu 20 eğitici kitap, Kurmancî ve Zazakî olmak üzere Kürtçe’de Kuzey’de kullanılan 2 ana lehçe ile yayınladık bu kitapları. Kurmancî’nin yine bir şekilde çalışması var, bir şekilde ayakta kalıyor. Ancak Zazakî maalesef çok çok zor durumda, bu lehçe Kuzey Kürdistan’da çok zor durumda. Ben Zaza değilim ama ben Zazakî’nin tek kelimesinin dahi ölmesini bitmesini istemiyorum, bu zengin lehçenin yaşamasını gerektiğine inanıyorum. Dolayısıyla kitapları bu kez de bu 2 lehçe ile yayımladık.

“Bu 20 kitaplık set Kürtçesini geliştirmek isteyen herkes için

Kitabı ilk açtığınız da doğrudur,  0-90 yaş arası çocuklar için bir notla başlıyor. Maalesef Kürtlerin yaşadığı bir coğrafyada “ben anlıyorum ama konuşamıyorum” cümlesi çok çok yaygın. Biri ile konuştuğun zaman çocuk, genç veya yaşlı da olabiliyor “ben anlıyorum ama konuşamıyorum” diyor.

Dolayısıyla biz bu projeyi hazırladığımızda Kürtçesini geliştirmek isteyen çocuklar için ya da 0-90 yaş arası çocuklar için, Kürtçesini geliştirmek isteyen Kürtlere, var olan Kürtçesinin üzerine biraz daha eklemek isteyenlere hiç yoksa da bu kitaplar sayesinde öğrenmek isteyenlere adadık. O nedenle öyle bir cümle ile başlıyor. Projeyi hazırlarken seçici, basit, düzgün telaffuzu olan kelimeler kullandım hikayeleri yazarken. Ben yıllarca Kürtçe Diksiyon dersi verdim, bu kitabı okuyan kişilerin Kürtçeyi daha iyi konuşma, daha iyi telaffuz etme imkanı vermesi için, basit, halk içinde kullanılan kelimeler seçtim. O cümleyi başına yazmış olmamın nedeni de biraz bu.

Son olarak Kürtçe bir taraftan bu coğrafyada milyonlarca insan tarafından konuşuluyor. Yine hem edebiyat dünyası zengin ama hem de (özellikle büyük şehirlerde) eskiye göre daha az konuşuluyor. Okuma kısmı zaten daha az, siz ne dersiniz, bunu tersine çevirmek için neler yapmak gerekiyor? Zazakî lehçesi için tablo çok daha ağır, bu dil yok olmaktan nasıl kurtarılabilir, daha fazla konuşulması vs için kime nasıl bir çağrısınız olur?

Türkiye’de yaklaşık 25 milyon Kürt’ün yaşadığını biliyoruz, 25 Kürt’ün anadili Kürtçe’dir. Maalesef  25 Milyon Kürt’ün anadili yok olmak üzere, çünkü yüzlerce yıldır bu halkın üzerinde büyük asimilasyon oyunları oynanıyor ve özellikle Cumhuriyet’in kurulduğu günden bu yana Türkiye’de onlarca dil yok oldu, bitti. Eğer bu şekilde devam ederse maalesef Kürtçe’nin de yok olan o dillerden biri olma ihtimali çok yüksek.

Bir iki kuşak sonra bu dilde yok olacak. Biz bunu nasıl engelleyebiliriz. Birincisi şu, ben istediğim kadar kitap yayınlayayım, başkası için de geçerli, istediğimiz kadar kitap, albüm, film  yayınlayalım. 1-2 kuşaklık ömrü kaldı Kürtçe’nin. Yani birincisi bu dil eğitim dili olmak zorunda. İlk okuldan hatta kreşlerden üniversitelere kadar eğitim dili olmak zorunda.

“Bir dil eğitim ve pazar dili olursa yaşar”

Bir dil ilk olarak eğitimde yaşar, birde ticaret dili olursa yaşar, hayatta kalır. Bunların ikisinin önü açılmalı. Türkiye’nin neresinde yaşarsa yaşanılsın anadilde eğitim görmek zorunda. Biz (sanatçılar, dil aktivistleri) bu konuda üzerimize düşen görevleri yerine getirmek zorundayız.

Benim bununla ilgili büyük bir çağrım var; Türkiye’deki tüm siyasetçilere, siyasetlere, bir dil yok olursa bir halk yok olur. Özellikle Kürt siyaseti, sol siyaset bu konuda bir kırmızı çizgi belirlemeli; ve Kürtlerin yani Kuzey’de ve Türkiye’de yaşayan 25-30 milyon Kürt’ün dilini eğitim dili olarak ortaya koymalı. En büyük çabası bu olmalıdır. Kurmancî’nin 1, en fazla 2 kuşaklık ömrü kaldıysa maalesef Zazakî’nin 10-15 yıllık ömrü kalmıştır. Bu asimilasyon böyle devam ederse ve eğitim dili pazar dili olmazsa, dil ölecek. Zazakî’nin ömrü çok çok daha kısa. Şöyle söyleyeyim bu Halepçe katliamından çok daha büyük bir katliam, Dersim katliamından, Zilan’dan daha büyük bir katliamdır.

Bu ülkede tek Türkçe kelime bilmeyen anneler tek Kürtçe bilmeyen çocuklar büyüttü, büyütüyor.

DENGE AZADÎ | “Destûrê nedin, ger ku zimanek winda bibe, dê gelekê winda bibe,”

Daha fazla göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu